ŞARKIN KİLİDİ
“ Bu gün cephe gine dıman gardaş !...
On iki düvele karşı durdum amma gadere cevap veremedim!..”
Hepimizin hayatta birçok gayesi, gayelerimizi süsleyen nice hayallerimiz vardır. Ancak, çoğu zaman hayâl dünyamızda kurduklarımızı başkalarına anlatmaya cesaret edemez, içimizde saklı tutarız. Böylece ne kimse hayallerimizden haberdar olur, ne de onları gerçekleştirmek için bir gayret gösteririz. Ancak milyonların yaşadığı dünyamızda hayal ettiklerini gerçekleştiremese de yaşadıklarıyla birleştirip cesaretle anlatabilen bazı istisnalar çıkabiliyor.
“Dert belli değil, dava belli değil
İgit belli değil mert belli değil
Gine mi dıman var Doği’de?”
Yukarıdaki mısraları cümle başı edatı gibi her daim dilinden düşürmeyen, yazımızın konusu, ilçemizin en renkli simalarından biri olan “Şarkın Kilidi” unvanıyla meşhur kahramanımız işte bu istisnalardan biri. O’nu farklı kılan özellik, pek çoğumuzun anlatmayı aklından bile geçirmediği hayallerini gerçek hayata uyarlayıp, insanlarla paylaşmasından başka bir şey değil aslında…
1930 yılında Oltu’nun “Subatık” eski adıyla “ Cücürüs “ köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Selahattin’dir. Ancak O’nun gerçek ismini bilen ve öyle çağıran pek az kişi vardır. “Yiğit lakabıyla anılır.” düsturunca, büyük küçük herkes tarafından “Şarkın Kilidi” ya da kısaca “Kilit” diye tanınır. Asıl ismiyle pek az tanıyanı çıkar da “Şarkın Kilidi” denilince akan sular durur; cümle âlem kimden söz edildiğini hemen anlayıverir.
Yaz kış sıfır numara tıraşlı kafası, arkadan gelenler tarafından bile rahatlıkla görülebilen pala bıyıkları, hafif yaylanarak, eski İstanbul kabadayıları edasıyla yürüyüşü, her mevsim birkaç düğmesi açık olduğu için gözüken pehlivan sinesi, çakmak çakmak bakışları ile dosta güven verirken düşmanın yüreğine korku salar. Boyundan ziyade enine gelişen heybetiyle ender rastlanan bir tiptir. Yetmiş beşini çoktan devirdiği halde, yıllara meydan okuyan bir havası vardır. Her mevsim başı açıktır. Şartlar ne olursa olsun kafasına bir şey örttüğü ve gömleğinin düğmelerini kapattığını görmek şimdiye kadar hiçbir faniye nasip olmamıştır.
Şöhreti ilçemiz sınırlarını çoktan aşmıştır. Ancak O, yıldızının parıltısıyla gözleri kamaşan sıradan bir insan olmadığı için sinesinden çıktığı milletiyle aynı hayatı yaşar. İstese daha gösterişli, daha şaşaalı bir hayat sürdürebilir ama istemiyor. Onun için aslolan milletin refahı, devletin selametidir. Gerisi teferruattır. Eğer Millet fakr u zaruret içindeyse Kilit Amcamız servet sahibi olmayı ve rahat bir hayatı aklından bile geçirmez. Meselâ “Kore”de gösterdiği üstün başarıları için kendisine maaş bağlanması teklifini elinin tersiyle itmiş, babadan kalma çifte çubuğa devam etmiştir. Bunca şöhrete rağmen “Tevazu” denilince Oltu Vadisinde evvela onun adı yankılanır. Her ne yapmışsa bu aziz millet için yapmıştır. Küçük hesapların adamı değildir. “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.” anlayışının Oltu şubesi gibidir.
Yine kendi deyimiyle, herkes bir şeylere sevdalıdır. Kimi ata, kimi silaha, kimi mala, paraya… Ama o, bunların hiç birine ehemmiyet vermez. Yüreğinde sadece vatan aşkı vardır. Gerisi kendi değimiyle “Tıri-vıri”dir.
Vatan denildiği andan itibaren artık O’nun için zaman durmuştur. Her şey vatan için düşüncesi O’nun şahsında şahikalara yükselmiştir. O, bu vatan için hep eli tetikte, gözleri ufka kilitli daima harekete hazırdır. Daha doğrusu her daim hareket halindedir. Nitekim haftanın hemen her günü köyünden Oltu’ya, Oltu’dan köyüne bazen de farklı istikametlere at üstünde seyahat halinde görebilirsiniz.
Köyde ikamet etmesine rağmen, iki eli kanda olsa bile beş-on dakikalığına da olsa Oltu’ya mutlaka bir uğrar. Asayişin berkemal, ilçenin emniyette olduğunu görüp, yolunda gitmeyen bir şeyler varsa onları da yoluna koyarak gönül huzuru ile köyüne geri döner. O, at üstünde asayiş durumunu teftiş ederken dünyanın en bahtiyar insanıdır. Yüzündeki sert ifade belki sizi yanıltabilir, ama gözlerindeki pırıltıya dikkat ederseniz bunu hemen hissedebilirsiniz.
Bindiği atın yedeğinde daima ikinci, bazen üçüncü bir atla dolaşır. Bunun sebebini soranlara ise: “Babamdan vesiyetliyim. Atı da, avradı da, silahı da iki sahlarım.” diye doktora tezlerine konu olacak bir vecizeyle cevap verir. Yani her hal ve şartta, ne olur ne olmaz düşüncesiyle tedbiri elden bırakmaz. Çok lüzumlu gördüğü şeylerin mutlaka ikinci bir yedeğini bulundurur. Asla İşi şansa bırakmaz. Dikkat edilirse onun bu prensipleri, sorumsuz ve tedbirsiz olanların kulağına küpe olacak bir hayat düsturu ve aynı zamanda önemli bir evrensel kuraldır.
Kilit isminin nerden geldiği sorusuna tek bir cevap verebilmek mümkün değildir. Bir kere bu kilit kapı kilidi değil iman ve cengâverlik kilididir. O sadece cengâver ruhlu biri değil aynı zamanda kuvvetli bir iman ve ihlas sahibidir. Bazı dini bütün kimseler gibi, sırf riya olmasın düşüncesiyle cumaları dahi evde kılacak kadar da takva sahibidir. Camilerde pek gözükmemesinin sebebi işte bu riya endişesidir.
Kendisine sorarsanız kilit unvanını hak etmesinin bir değil, birçok sebebi vardır. Bu sebepleri anlatırken coşar ve adeta kendinden geçer. Bir kere Kore’deki düşman çemberini yarması onun en bilinen kahramanlıklarındandır. Ama bunu öyle bir anlatır ki dinleyince allak bullak olursunuz. Artık her zaferde onu görürsünüz.
Kore’deki Türk birliğinin başarısında, Rus ordularının bozguna uğratılmasında, Kıbrıs Barış Harekâtında hatta Birinci ve İkinci Viyana Kuşatmasında, Kosova’da Sakarya’da, Dumlupınar’da hep onun izlerini bulmak mümkündür. O asırlar öncesinden gelip, yüzyıllar sonrasına hükmedebilen coşkun bir sel gibidir.
Bu özellikleri sebebiyle, O’nu kâh Malazgirt Ovasında Kara Kâzım Paşa (Kâzım Karabekir) ile beraber Türklere Anadolu kapılarını açarken, kâh Halit Paşa’yla İstanbul surlarını döven topçu birliklerine kumanda ederken, bazen Allahu Ekber Dağlarında Rus birliklerini kovalarken, hatta Rus Çariçesi Katerina’yı çadırında ağırlarken görürsünüz.
Baltacı Mehmet Paşa olayı aslında tarihçilerin büyük bir yanılgısından başka bir şey değildir. Katerina meselesine başkaları da sahip çıkıyor ama bu tarihi hadisenin asıl isimsiz kahramanı Şarkın Kilidi’dir. Bunu açıktan söylemese de anlattıklarının satır aralarını dikkatlice okuyup olaylar zincirini uç uca ekleyince manzara-i umumiye zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Özellikle bölgemizin terör belasından uzak kalmasında onun varlığını görmemek kadir bilmezlik değilse, tam bir basiretsizliktir. Kendisi öyle diyor ve şöyle bir anekdot naklediyor:
DEVEM EDECEK... temelvural@hotmail.com